Yaşam, sanki bir fincan kahve içimi. Sade, az, orta ya da çok şekerli; içiyor, tüketiyoruz. Kalan, fincanın dibindeki "telve". İşte, bunu paylaşmak istiyorum.
Çok şey mi istiyorum, ne bileyim.
Pencerenin pervazına birikmiş bir avuç tertemiz karın üzerine pekmez akıtıp yemeyi..
Ne kara akan kanlardan haberim vardı o zamanlar, ne de hastalıklar korkuturdu beni.
En fazlasından sokaklardaki kedilere, köpeklere acırdım.. saçaklardaki güvercinlere, sakalara, serçelere.. Sanardım ki tüm insanlar mutlu; zaten kar da bütün pislikleri beyazla örtüyor, dünyayı temizliyor..
..yeni bahara hazırlıyor.
Çocukluk ne güzelmiş.
Geç farkettim. Ama istesem de çocuk kalamazdım ki?
Madem geriliyorsun, yazma üleyn diyorum. Kafama silah dayayan yok ya? Ama ve de fekat kurt var 'sanırsam' kanımda. He, bari yazdıklarım bir şeye benzese.. Duramıyorum, nedense?
Bir de üstüne üstlük, Kandil'e bombalar, İstanbul'da kundaklamalar, hastane bahçesinde vurulan doktor, "iz peşindeyiz, yakalanması an meselesi" derken yetkililer, komşu hastanede bu olayı gerçekleştirip "kendini intihar eden"in teve kameralarına yansıyan görüntüleri, her sene tekrarlanan asgari ücret belirleme rezaletleri, yıllar sonra ülkesine dönüp de katledilen Butto'nun flaş haberleri, Güneydoğu Anadolu'da, eksi 20 derecede operasyondaki Mehmetçik'lere saygı nedeniyle (!) iptal edilen Taksim'deki yılbaşı eğlenceleri, beşik gibi sallanan Ankara ve çevresi, Tarkan'ın tam da yılbaşına denk gelen "değişim"i, RTE'nin "TC başbakanı 'o kadar da' şerefsiz değildir" deyişi, Ali Kırca'nın kanalını terk edişi, İstanbul'da yakalanan patlayıcılar, yakalanamayan, aramızda gezen canlı bombalar, Ege'de boğulan kaçak göçmenler, sığınmacılar, kurban bayramının ekonomiye katkıları, tam dolmayan turistik tesisler, tam dolmayan barajlar, asker kaçağı DTP başkanı, operasyonlarda Amerika'nın istihbarat yardımı, neredeyse unutturulan başa geçirilen çuvallar, leyzır güdümlü füzelerle yok edilen mağaralar, binalar, "yaw bizim de uydularımız vardı, bunlardan biri askeri amaçlıydı, he Fransız imalatıydı, her yanımızı sardı da mobese kameraları ve de Google Earth'de evimin kenefi bilem röntgen altında, niye bizim uydular göremiyor bunları da Amerika'nın istihbaratı revaçta?.. Alevi'leri -doğal olarak- rencide eden dizi film gösterime giriyormuş Almanya'da. Baba kızına tecavüz ediyormuş! Çüşş! O-haa!.. Zamanlama harika!...
***
Neyse ki minibüste, trende, internette, radyoda, tuvalette, markette..
..yeniden moda olmuş, duyuyorum.
Hade, hade, hadieee.. deyiveriyorum:
"Zaten balataları sıyırmışın, elinden başka bir şey de gelmiyor. Yaz bari..
Kayışı da kopar, göbecikler atıver, hunini fırlat havaya..
Dün gece televizyonların haber bültenlerine de konu olduğundan mı, "Asla"sını çok sevdiğimden mi, ya da birkaç yıl önce, tee Amerikanyalardan saatler bizde geceyarısını gösterdiği sıralarda Ankara çıkışlı Radyo Mydonese'un pek sevdiğim programcısı Haluk'un "Mydonose Sevişmeler"ine telefonla bağlanıp samimi ve içten bulduğum konuşmalarını dinlediğimden midir ne bileyim, kaşındım.
Bir yandan parçaları kestim, biçtim, kısa kısa birbirine ekledim, bir yandan da internette albümle ilgili bilgiler aradım.
Arayan... buluyor!
Hakan Zorbey, youtube'a hem albümün intro videosunu yüklemiş...
..hem de yeterince detaylı bilgileri eklemiş:
"Tarkan, 4 yıl aradan sonra "Metamorfoz" adını verdiği yeni Türkçe albümüyle sevenlerinin karşısına çıkmaya hazırlanıyor.
Tarkan'ın prodüktörlüğünü de Ozan Çolakoğlu ile birlikte yaptığı albümü, bayram sonrası DMC etiketi ile çıkacak (çıktı, çıktı..). Albümün çıkış şarkısı ise "Vay Anam Vay" adlı Tarkan bestesi... Sanatçı ilk klibini de Kıvanç Barıönü yönetmenliğinde bu şarkıya çekti.
Tarkan, yeni albümü "Metamorfoz"la müzik anlayışının tamamen değiştiği, farklı bir sound'la hayranlarının karşısına çıkmaya hazırlanıyor. İmajını da yenileyen ünlü popçu, kısacık kestirdiği saçlarıyla ve takım elbisesiyle, ünlü fotoğraf sanatçısı Tamer Yılmaz'ın objektifine bugüne kadar görmeye alışık olmadığımız haliyle poz verdi.
"Metamorfoz" albümünde sözlerinin tamamı Tarkan'a ait 10 yeni şarkı var. Bu şarkılardan yedisinin bestesi Tarkan'a ait. İki şarkı Ozan Çolakoğlu-Tarkan ortak çalışması. Bir şarkının bestesi ise Çolakoğlu'na ait.
Tarkan, albümün prodüktörlüğünü de Ozan Çolakoğlu ile beraber üstlenirken, albüm DMC etiketi ile çıkacak. Albümün çıkış şarkısı ise "Vay Anam Vay" adlı bir Tarkan bestesi. Tarkan, ilk klibini de Kıvanç Barıönü yönetmenliğinde bu şarkıya çekti.
Yaklaşık iki yıldır bu albüm üzerine çalışan Tarkan, Sezen Aksu ve Nazan Öncel'den şarkı alacağı yönündeki haberlerin ardından, sürpriz yaparak albümünde kendi eserlerine yer verdi. Sadece bir şarkıyı Ozan Çolakoğlu'na emanet eden ünlü sanatçı, geçtiğimiz günlerde bir mekân çıkışı gazetecilerin Sezen Aksu ile ilgili sorularına sinirlenmişti.
Sezen Aksu ise, geçtiğimiz hafta gazetecilerin, "Tarkan'a şarkı vermeyecekmişsiniz, bu doğru mu?" sorusuna, "Çoçuklar kimsenin sizi kötüye alıştırmasına izin vermeyin" şeklinde imalı bir yanıt vermişti.
"Metamorfoz" ne demek?
"Metamorfoz" edebiyat dünyasının yakından tanıdığı bir terim... Ünlü yazar Kafka'nın, uzun öyküleri arasında en bilineni... Kafka'nın bu öyküsündeki karakteri Gregor Samsa, bir sabah problemli düşlerinden uyanınca, yatağında büyük bir böceğe dönüştüğünü görür. Kafka, öyküsünde burjuva toplumu ve bu toplumun talepleri karşısında bunalan ve yabancılaşan kişinin nasıl bir böceğe dönüştüğünü betimlemektedir. Metamorfoz, başkalaşım, dönüşüm olarak da bilinir. Özellikle böcekler için kullanılan bu terim, canlının tırtıl düzeyinden yetişkin düzeye geçişini ifade ediyor. Tarkan, albümüne "Metamorfoz" adını vererek, bu albümünün diğerlerinden çok farklı bir yerde olduğunu, yeni bir sound'la hayranlarının karşısına çıkacağının ilk işaretini veriyor."
Albümdeki parçaların isimleri şöyle: Vay Anam Vay, Dilli Düdük, Arada Bir, İstanbul Ağlıyor, Hop Hop, Dedikodu, Bam Teli, Gün Gibi, Çat Kapı, Pare Pare..
Geriye, albümdeki parçalar hakkında -bir ölçüde- fikir edinmek isteyebileceklere, kendi elceğizimle kesip, biçip, birleştirip esneye esneye yüklediğim albüm demosunu dinlemek için aşağıdaki çalıcıyı çalıştırmak kalıyor.
Sabah çok erken hareket etmem lâzım. Uyuyup kalmayayım diye bu işle uğraştım.
Yoksa dedim ya, NŞA'da ben bunu asla yapmazdım. ;-p
- Evet, evet olabiler.. Sana ne, sen biliyor musun ki bu bayram, ne bayramı?
- Kurban bayramı, gurbanın olduğum, gözünün yağını yidiğim..
- Ha, hı.. Ama sen karşısın ya kurbanlıkların kesilmesine salak? Sanki her gün kesilmiyor mu hayvanlar entegre tesislerde? Ne demeye herkesin bayram ettiği gün zırlıyon?
- E be gözünü sevdiğim, işte onun için zırlıyom. Ben 20 yıldır et yemesem de bu hayvanlar zaten her gün kesiliyor, biliyoz. Senin aklına neden sadece kurban bayramında bir tören ile borç-harç aldığın hayvanı kestirip, etini de üçe böldürüp, üçte birini nereye dağıtsam diye düşünmek geliyor?
- Kem, küm. Hık, mık.. Allah rızası, çevre kaygısı, mahalle baskısı. Kestirmeden olmaz ki.. Rezil olurum apartumana, konu-komşuya.
- Kaç para çektirdin kredi kartından?
- 240 yetale.. sorulur mu canım? Helali hoş olsun. Sevabı yan cebime dolsun.. Eh, bi de elâleme karşı havamız olsun.
- Peki. Öyle olsun.. da.. Sen hiç hastanelerin koridorlarında gezindin mi bu aralarda?
- Hoşt! Ağzından yel alsın. Allah yazdıysa bozsun. Ula bayram bayram keyfimi ne demeye kaçırıyosun?
- Kızma yahu. Hani borç-harç kurban kesiyorsun, sevap işliyorsun ya, o açıdan sordum. Bazı hastalar damardan verilen mama ile beslenip "canlı" tutulmaya çalışılıyorlar. Bir poşet mama kaç para, biliyor musun?
- O başka, bu başka.. Kurban kesmek Allah'ın emri!
- Pardon, benim gönül gözüm çapaklanmış olmalı; okudum da göremedim! Senin beyin gözüne ne oldu? Kurbanlık misali, bıçağı görmeyesin diye tülbentle diil de -adı lâzım diil- başka bişi ile mi örtüldü? Sen inancın doğrultusunda ibadetini yap. Kurbanını kes, dilediğince dağıt, kavurmanı ye.. afiyet olsun, Allah kabul etsin. Ama, bak sana yine söylüyorum; beni anlamaya çalış: Bir deri - bir kemik kalmış, bilinci açık olduğunda Allah'ına yakaran yataktaki "şu şanslı hastaya" üfleyerek soğuttuğun taze kavurma değil, sosyal güvenlik (!) kurumlarının bile bedelini ödemediği üç-beş poşet sıvı mama lâzımmış.
Fiyatı el yakıyormuş.
... Hastanesinin doktoru;
"Benim yılda ortalama 250 - 300 hastam olur.. ve hastalarım her yıl değişir.." diyormuş.
Anlıyor musun muhterem kardeşim.. Yalnız oradaki bir tek doktora ulaşmayı başarabilen şanslı (!) 250-300 hasta, son günlerinde belki de bir-kaç poşet mamayla bir sonraki yıla ulaşabilecekken,
ölüyormuş.
Zaten her gün hayvanlar kesiliyor, etler poşetleniyor. Yılın 361 günü, kendi ihtiyacını karşılamaktan arta kalan kısmı fakir-fukarayla üleşmeyi düşünmeyip sevap kazanmayı şu dört günlük kurban bayramına erteliyosun.
Benim öyle de bir lüksüm yok. Mesela.. hiç değilse yılda dört gün, "yalnızca" bir hastane köşesinde ölümle pençeleşenleri belki bir kaç gün daha yaşatabilecek ilaçlar, sıvı gıdalar.. için yardım elimizi uzatsak dediğimde,
ne demeye çemkiriyosun?
***
Neyse.. iyisi mi;
sen beni anlamaya çalış, ben de seni...
sayfanın çalıcısına "Kasap Havası" koydum..
sağlık, mutluluk, huzur ile geçsin bu bayram; e mi?
Cemal Gülas kim; hâlâ bilmeyen varsa bakıverir şuralara, buralara.
Datvi'yi ise duymayan kaldı mı ki?
O'nu gördüm dün gece.
Datvi'yi.
Dağlardaki sürek avında avlananları düşündüm. Bazılarını "bu ülkenin en onurlu kişileri" diye niteleyenleri, yurt dışından, içinden ahkâm kesenleri, "güç, iktidar" için nice garibanı oralara itenleri..
Bir elleri yağda, bir elleri baldayken...
.. hiç ulaşamayacakları bir pençe bal uğruna, kendileri balmumu peteklerde yaşayan bir avuç tilkinin öne itiverdiği, dağlarda yaban ayıları misali domdom kurşununa yakalanmamaya çalışan eğitimsiz, işsiz, parasız, çaresiz, yanlış yönlendirilmiş, kandırılmış, kışkırtılmış kimilerini..
Sebep; petrol-para, iktidar-para, üstünlük-para, kin-para, öcalma-para, uyuşturucu piyasası-para, silah endüstrisi-para... say say bitmez ki.
Kendi türünden canlılarla savaşa giren, yok etmeye çalışan, eşim-dostum, beni çeşmenin başında tutanlar kalsın, diğerlerinden bana ne diyebilen bir canlı türü... Kendi icadı "kâğıt, metal.. her neyse" değişim aracına yenik düşen vahşi bir yaratık..
Anavatan, DP lehine seçimlerden, Sinan Aygün adaylıktan çekildiğini duyuruyor. Bir sunucunun evinde iç çamaşırlarıyla çekilmiş resimleri konuşuluyor, Trabzon Bahçecik Cezaevinde yatan cinayet hükümlüsü penisini jiletle keserek intihara kalkışıyor. Roberto Carlos FB forması giyiyor. Mesene'deki iletilere boynu bükük çiçek ikonu ekleme kampanyası yayılıyor...
Anafartalar Çarşısı'ndaki patlamada yaralananlardan biri daha yaşamını yitiriyor. Yedi şehidimizin acısıyla yanarken ertesi gün bir haber de Lice'den geliyor; yine haince pusu, altı er ağır yaralı. Ardından Siirt'te mayın tuzağı; 3 er şehit, 3 er yaralı. Sadece son beş ayda 60 şehit, bir o kadar, belki daha fazla kolu, bacağı kopmuş "insan". Sivil otorite neredeyse yok, ABD, AB askeri müdahaleye karşı. Askerin içi yanıyor, "biz mahalle kabadayısı değiliz" diyor, soğukkanlılığını korumaya, kanunlarca belirlenmiş yetkileri içerisinde neler yapabileceğini planlamaya çalışıyor, internet sitesine bir basın açıklaması daha koyuyor; 7. ve son maddede "...bu tür terör olaylarına karşı, yüce Türk milletinin kitlesel karşı koyma refleksini göstermesini beklediğini.." belirtiyor. NTVMSNBC'ye konuşan uzmanlar, gazeteciler, aydınlar "Genelkurmay bunu birlik, beraberlik sağlamak için söylemiştir. Bizler de sahip olduğumuz iletişim araçlarıyla bu anlamı pekiştirmeye yönelik çabalar içerisine girmeli, kendi reflekslerimizi harekete geçirmeliyiz." demiyor da, Dink'in cenazesinde, Cumhuriyet mitinglerinde... olgunluğunu, bize yaraşır vakurluğunu koruyabilen kitleleri olağan bir parti veya spor kulübü kongresinde ya da mecliste birbirleriyle yumruklaşanlarla karıştırıp "Halk seviyesizdir, salaktır, yanlış anlayabilir. Linç olayları hızlanabilir” uyarısı yapıyor.
Bu arada çok önemli bir detay(!) da soruluyor: "Gündüzler torbaya mı girdi de, asker duyurularını neden gece yarısı koyuyor?"
Ee, asker yirmidört saat ayakta, çok şükür o uyumuyor.
Irak, Türkiye'ye nota veriyor. İbrahim Tatlıses GP'den milletvekili adayı oluyor. AKP'li belediye başkanının şoförü makam aracına travesti alıyor. Genelkurmay bu kez gündüz bildirisiyle, "kitlesel refleks" ile ne demek istediğini anlamayan kafalara, sabırla bir daha anlatıyor. İclal Aydın 'aldatıldım, canım acıyor' diye ağlıyor. Şehit cenazesinde vatandaşlar siyasilere tepki gösterirken Org. Büyükanıt'ı alkışlıyor. Trafik canavarı Bolu'da yedi can alıyor. Şanlıurfa'da oyuncak dağıtımı sırasında özel güvenlik görevlileri çocukları dövüyor. Tesettür oteller artıyor. 5 kızdan oluşan Girls Aloud, dünyayı sallıyor!...
Hayat akıyor. Ortalık toz-duman.
Ama inancımız tam;
Bunlar da geçecek.
***
Bir garip sakinlik var bu gece.
Ve aklımda küçük bir çocuk.
Sağ elinin parmaklarının acemice kesilmiş tırnaklarını sol koluna, omuzu ile dirseği arasında bir yere batırmaya uğraşmakta.
Canını acıtmaya çalışıyor.
Sınıfa öğretmen yerine "kızılay"cılar gelmiş, gün "aşı günü".
Habersiz yakalanmış, köşeye sinmiş, "ne kadar acıyabilir ki" hesabında.
Yüreği daha hızlı çarpıyor, korkuyor.
Enjektörün içindeki sıvı bedenine sızarken, birinin elini sıkmak istiyor. Yok ki.
"Sıraya geçin."
En öne atılıyor.
"Bir an önce bitsin bari."
"Geçecek ki?"
Ellerini önünde kavuşturmuş, gömleğinin sol kolunu omuzuna kadar sıyırmış, yanakları kıpkırmızı, gözleri çakmak çakmak.
Sol kolu iğneye, başı öte yana dönük.
İğne tenini delerken gözlerini yumuyor, sol avucuna tutsak ettiği sağ elini sıkıyor.
Bir damla yaş, göz pınarından dudağının kıvrımına doğru yola çıktığında istemsizce,
içinden bağırıyor, sessizce;
"acımadı ki, geçti ki..."
*
Ölsem de, sonsuza kadar elin avucumda, yanındayım.
İnternete bağlı ve otomatik güncelleme seçeneği açık tüm bilgisayarlardaki Windows yazılımları web üzerinden kontrol edilerek kopya kullanan bilgisayarların açılış ekranında ve masaüstünde, kullanıcı sabit diski formatlayıp yeniden yüklese bile silinmeyecek bir uyarı penceresi yerleştirilecekmiş.
14 gün boyunca bu uyarı penceresi ile karşılaşacak kopya yazılım kullanıcılarının süre sonunda ne gibi bir yaptırımla karşılaşacağını pek anlamadım.
Microsoft bu uygulama için tepki mi, alkış mı toplayacak; tasası bana düştü, bunu merak ettim.
***
Windows'un yeni sürümü Vista'nın bilgisayara yüklü mp3'lerin bile yasal olup olmadığını kontrol ederek, çeşitli kaynaklardan yüklenilen müzik dosyalarını dinlemeyi engelleyici özelliğinin olduğu söyleniyor.
Ardından sıra diğer yazılımlara da gelecek, kuşkusuz.
Ama, bu pazarlama taktiklerini doğru bulup alkışlamak da kolay değil.
Önce ikram et, alıştır, bağımlı yap; sonra "hadi bakalım, çal-çırp, bul-buluştur, getir parayı, al malı" ...
Yasadışılığı savunuyorum anlamı yüklenmesin; en az kopya yazılım kullanmak kadar yakışıksız.
Bu ülkede donanım nedir, yazılım nedir bilmeyen milyonlar var. Bu tamamen onların suçu değil. Belki karne hediyesi olarak, en ucuzundan bir bilgisayar alıp çocuğuna teknoloji nimeti armağan etmek isteyenler, bilmemne karta bilmem kaç taksitle zor-bela, en uyduruğundan da olsa bir bilgisayar alma derdine düşenler, bu nedenle "marka" değil, toplama bilgisayar satanlara gidenler var.
Büyük bir çoğunluk, bilgisayarı televizyon gibi bir şey sanıyor hâlâ. Alıp evine götürecek, fişe takacak, çalışacak. Öyle ya, çalışıp bir işe yaramazsa ne diye onca sıkıntıya girsin insan? "Marka" olanlar değil ama, toplama bilgisayar satanların bir çoğu, işin gerçeğini anlatmıyor tüketiciye. Zaten çok düşük kâr marjlarıyla, amansız bir rekabet ortamında ayakta durmaya çalıştıklarından, işletim sistemi dahil pek çok kopya yazılımı makineye yükleyip öyle veriyorlar.
Belki de asıl savaş, donanımcılarla yazılımcıların kendi aralarında olmalı. Ama bu tür pazarlama yöntemi anlaşılan hepsinin işine geliyor. Buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon gibi artık neredeyse olmazsa olmaz bir araç haline getirdiler; şimdi biniyorlar tüketicinin tepesine.
Hiç değilse, yoğun bilgilendirme kampanyaları ile birlikte, yazılımları da insanları hırsızlıktan uzak tutacak fiyatlar ve ödeme koşulları ile sunsalar.
Bugün bir yerlerden kulağıma geldi; "her öğrenciye bir elektronik posta adresi" kampanyası başlatılacakmış. Aman ne hoş! Önce, her öğrenci işini görecek bir bilgisayara ve onu çalıştıracak yazılımlara kolayca kavuşsun da herkes kendi elektronik posta adresini nasıl olsa edinir.
Bu tarz "pazar oluşturma", tepki toplayıp yasaklanan reklam filmi gibi, bana "şık" gelmiyor.
Gelmiyor da, Selahattin Duman'ın deyişiyle;
"what fayda?"...
***
Gerçi görmeyen kalmamıştır muhtemelen ama youtube'dan da kaldırılana kadar şuraya koyayım reklam filmini, madem "yasaklanmış"; inadına: